top of page

Wellbeing Bir Hizmet mi, Yoksa Davranış Değişikliği mi?

Yeni Esenlik Yönetmeliği bana şunu tekrar düşündürdü.


Wellbeing Bir Hizmet mi, Yoksa Davranış Değişikliği mi?


4 Temmuz 2026'da yayımlanan Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği, Türkiye'de wellbeing alanı için önemli bir gelişme. İlk kez "esenlik hizmetleri" kapsamlı şekilde tanımlandı ve belirli standartlar oluşturuldu.

Bunun sektör adına değerli bir adım olduğunu düşünüyorum. Ancak yönetmeliği okurken aklımı en çok meşgul eden şey, maddelerin kendisi değildi.


Aklımdaki soru şuydu:

Acaba wellbeing'i doğru yerden konuşuyor muyuz?

 

Bilgiye Hiç Bu Kadar Kolay Ulaşmamıştık


Bugün sağlıklı yaşam konusunda bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.


Telefonumuzdaki birkaç dokunuşla;

  • nasıl daha iyi uyuyabileceğimizi,

  • nasıl beslenmemiz gerektiğini,

  • hangi egzersizlerin faydalı olduğunu,

  • stresimizi nasıl yönetebileceğimizi,

  • nefes egzersizlerini,

  • meditasyonu,

  • hatta uzun yaşam (longevity) önerilerini öğrenebiliyoruz.


Aslında çoğumuz neyin sağlığımız için iyi olduğunu biliyoruz. Peki o zaman neden bunu hayatımıza taşımakta zorlanıyoruz?

Neden her pazartesi başlayan kararlar birkaç hafta içinde unutuluyor? Neden doktorumuzun, diyetisyenimizin ya da fizyoterapistimizin önerilerini uzun vadede sürdüremiyoruz?


Çünkü sorun çoğu zaman bilgi eksikliği değil.

Sorun, davranış değişikliğinin düşündüğümüzden çok daha karmaşık olması.

 

İnsan Davranışı Bilgiden Daha Karmaşık

Davranış bilimi üzerine çalışan araştırmacılar uzun zamandır aynı noktaya dikkat çekiyor.


İnsanlar çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil;

  • alışkanlıkları,

  • çevresel koşulları,

  • motivasyonları,

  • duyguları,

  • günlük rutinleri

nedeniyle değişmekte zorlanıyor.


James Clear, “Atomik Alışkanlılar” kitabında alışkanlıkların küçük ama sürekli adımlarla inşa edildiğini anlatıyor.


BJ Fogg ise davranışın gerçekleşmesi için motivasyonun tek başına yeterli olmadığını; davranışın kolaylaştırılması ve doğru zamanda tetiklenmesi gerektiğini vurguluyor.


“Motivational Interviewing” yaklaşımı ise insanların değişime ikna edilmekten çok, değişim nedenlerini kendi içlerinden bulduklarında daha kalıcı adımlar attıklarını gösteriyor.


Bu yaklaşımların ortak söylediği şey aslında çok basit:

İnsanlar değişime bilgiyle değil, destekle yaklaşırlar.

 

Belki de Wellbeing'i Yanlış Tanımlıyoruz

Türkiye'de wellbeing denildiğinde çoğu zaman aklımıza ilk olarak bir hizmet geliyor.

Bir merkez, bir spa, bir uygulama, bir eğitim, bir seminer. Elbette bunların hepsi değerli.


Ancak bunların hiçbiri tek başına wellbeing oluşturmaz.


Bir kişinin spor salonuna üye olması, düzenli hareket edeceği anlamına gelmez. Meditasyon uygulamasını telefonuna indirmesi, her gün meditasyon yapacağını garanti etmez. Sağlıklı beslenme konusunda eğitim alması, alışveriş sepetini değiştireceği anlamına gelmez. Gerçek wellbeing, günlük yaşamın içinde oluşur.

Sabah nasıl uyandığımızda… Toplantılar arasında kendimize mola verip vermediğimizde…


Yoğun bir günün sonunda nasıl kararlar aldığımızda…Her gün tekrar ettiğimiz küçük davranışlarda…

Aslında wellbeing, büyük değişimlerden çok küçük alışkanlıkların toplamıdır.


Koçluğu Bu Yüzden Önemsiyorum


Yıllardır koçluk yaparken tekrar tekrar aynı deneyimi yaşıyorum.

Danışanlarımın büyük çoğunluğu ne yapmaları gerektiğini zaten biliyor.


Daha fazla su içmeleri gerektiğini biliyorlar.

Daha düzenli uyumaları gerektiğini biliyorlar.

Daha fazla hareket etmeleri gerektiğini biliyorlar.


Sorun genellikle bu bilgiyi günlük hayatın gerçekliği ve hızlı akışı içinde sürdürülebilir hâle getirebilmek. İşte tam bu noktada koçluk devreye giriyor



Koçluk tavsiye vermekten çok, kişinin kendi çözümünü bulmasını sağlıyor. Çünkü davranış değişikliği, kişinin kendi motivasyonunu keşfetmesi, önündeki engelleri fark etmesi ve kendisine uygun küçük adımlar tasarlamasıyla mümkün oluyor.


Bu nedenle wellbeing koçluğunu, yalnızca bireysel gelişim aracı olarak değil; koruyucu sağlığın ve sürdürülebilir yaşam tarzı değişikliğinin önemli bir parçası olarak görüyorum.


Geleceğin Wellbeing Anlayışı

Bence önümüzdeki yıllarda wellbeing alanında en büyük farkı yaratan kurumlar, en fazla hizmet sunanlar olmayacak.


En büyük farkı; insanların günlük yaşamlarında sağlıklı davranışları sürdürebilmelerine destek olabilen kurumlar yaratacak.


Çünkü bence wellbeing, iyi hissetmeyi mümkün kılan alışkanlıkları oluşturabilmektir.

Belki de yeni Esenlik Yönetmeliği bize tam da bunu yeniden düşünme fırsatı veriyor. Wellbeing'i yalnızca sunulan hizmetler olarak mı göreceğiz? Yoksa insanların daha sağlıklı seçimleri sürdürebilecekleri bir yaşam tasarlamalarına nasıl destek olabileceğimizi mi konuşacağız?


Ben ikinci sorunun önümüzdeki yıllarda çok daha fazla önem kazanacağına inanıyorum.


Siz ne düşünüyorsunuz?

Davranış değişikliği gerçekten bireysel irade meselesi mi, yoksa doğru destek sistemiyle öğrenilebilen bir beceri mi?


Esenlikler dilerim,

Ağustos 2026

Yorumlar


dilek Karaca Bali logo
Dilek Karaca Bali

Wellbeing ve Koçluk

Zihinsel, ruhsal ve fiziksel olarak daha iyi bir yaşam için birlikte çalışalım.

© 2026 Dilek Karaca Bali · Tüm hakları saklıdır.

İletişim
Sosyal Medya
  • Instagram
  • LinkedIn

Daha iyi bir hayat mümkün :)

bottom of page